Reklamcı adayının ilk ajansını bulma çilesi

Murat 23 yaşında, güzel sanatlar veya iletişim fakültesi reklamcılık bölümü mezunu bir genç diyelim. İstanbul dışında bir üniversitede okumuş, tecrübesiz ve sektörü de pek tanımıyor. Ona "Bizim ajansa stajyer/junior lazım, gel bi görüş" diyecek tanıdıkları da yok yani. Zaten çoğu ajansın pek iş ilanı vermediğini, boşlukların 'tanıdık çocuklar'la doldurulduğunu biliyoruz. Peki, hemen her ay birkaç stajyer/junior alınırken ve bundan pek kimsenin haberi yokken Murat ilk işine nasıl girebilir?


Yapabileceğin birkaç şey var:

Reklam ajanslarının, çoğu 90'lı yıllardan kalma internet sitelerine girer, iletişim sekmesindeki info@'li ve muhtemelen örümcek ağı bağlamış, bir aydır kontrol edilmemiş olan mail adresine CV'sini yollar. Olumlu veya olumsuz bir cevap alamaz. Zira işi iletişim olan ajanslar, gariptir ki iletişimsizlik konusunda hayli iddialıdırlar. Cevap alamayan Murat, bulabildiği tüm ajans maillerine yollar CV'yi. Buradan sonrasını o firmalardaki şakacı arkadaşlardan dinleyelim:

"Yaa adam 'iş istiyorum' diye mail atmış, CC'ye de diğer ajansları koymuş. Ne adamlar var amk!"
Bu şakacı arkadaş ve benzerlerini, metroya koşarak yetişen ve içeri girer girmez de kapının önüne dikiliveren teyzeler gibi düşünebilirsiniz. Az önceki uzun mesafe koşusunu ve telaşını unutup, peşinden binmeye çalışanlara "Ne itiyorsunuz, öldünüz mü! Bekleyin, bi sonraki metroya binin" bakışı atar. Dakkasında ötekileştirir.

Bu arada, sitelere nadiren verilen junior eleman ilanlarına da göz atmaya devam edersin. Reklam ajansına metin yazarı değil de dünyanın en eğlenceli turnesine yol arkadaşı arar gibi yazılan bu ilanların tatlı diline, güler yüzüne, yavşak tonuna kanarsın. Dikkatli okuyucular fark etmiştir, bu ilanın az önceki paragrafta bırakmaya çalıştığımız 'şakacı' arkadaşın elinden çıktığını. Bu kez de, ilana benzer tonda yazıp gönderdiğin başvuruya bakıp bakıp yeni neslin ciddiyetsizliğinden, bir işe yaramayacağından dem vurur. İlanı yazarken Jim Morrison'la çılgın bir turneye çıkacaksınız hissi veren adam, başvuruyu okurken asık suratlı bir marka müdürüne dönüşür.

"Normal yoldan olmayacak bu" deyip yaratıcı yöntemlerle iş aramayı denersin. Zaten artık iyice gerilmişsindir ve "yaptığı onlarca başvuruya olumlu/olumsuz tek cevap alamamış kişinin önlenemez bunalımı" olarak da bilinen döneme girmişsindir. Her yolu denersin. Babaannenin "Bu çocuğu ajansa alın guzuum" dediği bir videoyla başvurmayı bile düşünürsün (Bunu yapma, gerçekten). Bu farklı başvuruların da olumlu sonuçlanma ihtimali ne yazık ki düşüktür. Neden? Karar verici yönetici "Başvuru şekli yaratıcı olmuş önemli değil, önemli olan sağlam bir portfolyosu olmasıdır. Ayinesi iştir kişinin..." diye coşup iki buçuk saat sürecek bir nutuk sürecine akar da yalvarsan durduramazsın bir daha, yorulana kadar konuşur. "Adam yeni mezun,  ilk işine başvuruyor. E biz de junior eleman arıyoruz, neyin portfolyosu bu" diye düşünmez.

Umut dolu ilk mailinin ardından 6 buçuk ay geçmiştir. Zerre kadar kaale alınmamış olmanın getirdiği psikolojiyle "Ben bi bok değilim, benden bi bok olmaz, en iyisi çalışıp KPSS'ye gireyim" diye düşünmeye başlamışsındır bile. Bu noktada, sektör ileri gelenlerinin, "Her reklamcı adayı muhakkak aileden zengindir, adeta bir mirasyedi, bir gayrımenkul zenginidir" zannından hareketle ilk birkaç ayda maaş verilmesine gerek olmadığı gibi garip bir düşüncesi var ki, bunu da hatırlatmakta fayda görüyorum.

Aklında deli KPSS sorularıyla yüksek bir tepeye çıkıp "Be pezevenk İstanbul, bir reklamcı adayı ilk işine nasıl girer?" diye bağırasın gelir. "Abi Çamlıca'ya filan gidemem şimdi, merkezi bir yerde bağırsam olur mu?" dersen de sana Cihangir Merdivenler'i işaret ederim. Manzarası güzel, yüksek, delisi-sarhoşu bol. İki de bira içersin, buradan başlayıp taa rahmetli David Ogilvy'ye kadar, herkese yaratıcı küfürler edersin. İçin açılır.
Tepeye çıkıp küfretmenin temsili resmi

Peki bu iş nasıl olacak?

Sektör dernekleri toplantı yapıp "Sektör çok iyi büyüdü, ooww hem nasıl büyüdü, çok da güzel oldu" gibi açıklamalar yapmaktan arta kalan zamanlarında adam gibi bir "yetenek havuzu" kurabilirlerse, sektörün asıl sermayesinin insan olduğunu hatırlayıp insana yatırım yaparsa/yapılmasını şart koşarsa, stajyer adıyla aylarca heves sömürmenin insanlığa sığmayacağını yüksek sesle söylerse, üniversiteler 30 yıl öncesinin müfredatıyla ders vermekten vazgeçip "Okulda bir şey öğretmiyorlar ki, biz ajansta sil baştan reklamcılığı öğretiyoruz, üzerine bir de para mı vereceğiz?" garabetine çanak tutmazsa filan belki bir şeyler olur. Ya da eş dosta, hısım akrabaya haber salmak, ajans yönetimlerinde tanıdık birileri var mı sormak en iyisi. Öyle olunca iş şu kadar basit oluyor çünkü:

- Bi junior reklam yazarı lazım bize yaa. Var mı bildiğin birileri?
- Var abi, teyzemin komşusu bi çocuk var, yeni mezun olmuş.
- Süper, gelsin bi konuşalım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder